Katastrof...

"Ben aslında bütün bunları KATASTROF sonrası ayakta kalabilenler için yazdım...

Hala olanca insanlığınızla düşünebiliyorsanız olup bitenleri... Ve ümitleri kemiren soru işaretleri doluşuyorsa başınıza... Tüm bunlara karşın ayaktaysanız, yüreğinizde yanar döner ışıklarla, bir göz atın..."

İlhan İrem


 

Aspirin
Yelkovan
Mor
Ayın Dudakları
Koridor
Zoom
Lider
Deep
Radyoaktif
Sevince
F-34
Yes
B.İ.R
Paranoid
Sinüs (Sin)
Titreşim
Zehir
Bal Gözlüm
Özel Ulak
Varoluş
"Dipnot"
Paradoks
Yaşamın Bir Yerinde
Mesih'in Gelişi
Çıngırak
Disneyland
Boyut Farkı
Tören
Ziyaretçi
"1945"
Günü Birlik
Sibernetik
Sirius
Kim


Orada Olacağım
F-34 (Version2)
Yihhuu!..
Negatif..
İkili
Oza..
Bukalemun
Koltuk
İdefiks
Boyut Farkı (II)
Tel..
The Show Must Go On..
Let It Be..
Çiğdem Talu ve Ortağı..
Halat
Nostalji
Gece Çiçekleri
Radikal
Derin Uyku
Eski"Biz"
Bell...
Kavşak
Sağnak Sonrası
Koç Burcu
Hoşgeldiniz
Megafon
Bu Yağmur
P.S.
Mezarlık
ETC.
Koza
Kültür Şoku
Düş
Katastrof Sonrası

 

ASPİRİN

Çatırtılar geliyor kafamın arkasından
Kırıyorsunuz önünü-arkasını yarınımın...
Uyuşuk müşterileri zamanımın...
Gidin...Güle güle...
İhtiyacı var vızıltılarınıza
Başka diyarların...
Beni bırakın kaosunda"Radio"nun...
İlgilendirmiyor beni köftelik muhabbetleriniz
Ya da burnuma saldıran rugan ayakkabılarınız...
Soğanlı lahmacun kokusu...
Siz farkında değilsiniz,
Hayret doğrusu...
Yaşayan bir leş gibisiniz,
Mümkünatı yok görmenizin aydınlığımızı...
Acılı bıyıklarınızla fethedin
Güzelim ülkemin kalbini...
İkindirik bi şeyler olun...
Kendi çapınızda...
Müdür olun her çeşidinden,
Kütür-kütür kırın potları...
Tohumuna para mı verdiniz?
Karartın ışıkları,
Işığımızı... Biz de utanmadan size ürünler sunalım
Altın tabaklar içinde...
Kırılıp dökülelim karşınızda
Başka biçimde...
Aspirin ulan ordan!...
Kimsiniz?...
Asık yüzlü körleri
Şu gülen dünyanın...
En baba hayaliniz,
Sollamaktır Mercedes'leri
Benim ruhum arşınlıyor başka galaksileri...
Siz beni dinlemeyin
Gidin bi şeyler olun...
Müdür olun,bakan olun,
Başbakan,cumhurbaşkanı!...
Jüri olun mesela...
Kurullar kurun baba-baba...
SATISFACTION komplekslerinizi...
Dokuz kuşağa yetecek yıldız var
Alnımda...
Kanatıyorsunuz,
Galatasaraylı yapıyorsunuz onları da...
Ne kadar zor göstermek size
Yarınlarınızın kirli tırnaklarını...
Kaç kat inmek gerek
Yanınıza gelmek için
Gökler beni bekliyor,
ASPİRİN!...

 

YELKOVAN

Duyulmaz, görülür bazı sesler...
Düşünceler... Düş...
Başka alemlerde düşünce boyutunda konuşur
Gerçekler...
Düşünceyle kıvılcımlanıp,
Rehavetle geçiyoruz zaman çizgisinden...
İlk tohumudur her şeyin-her zaman...
Ve o tohum atılmıştır çoktan...
Belki de boşunadır.
Yaşadığınız yıllara bir daha,
Belki daha girmeniz saat onikilerde,
Yeni baştan...
Fırsattır yeni yıl,
Yeniden kurmak için saatleri
Gebe kalmak için yeni sözlere...
Fırsat bu fırsat...
Gözden geçir geleceği...
Herkesin bildiği-herkesin bileceği...
Yelkovanı tut...
Ateşle çevrele akrepleri...
Sonra bırak,
Balla dolsun yelkovanlar...
Bir asır ilerde dur!...
Onikiye bir kala,
O aşılmaz noktadan sıçra
Yeni yıla...

 

MOR

Gün gelir,
Elbiselerini asmaya bile vakit bulamadan
terkedersin odayı
Sıvalar arasından...

Gün gelir,
Enerjin bambaşka bir yolculukta
Unutur benliğini...
Tüm amacı sürdürmektir senliğini...

Gün gelir,
seni bulurlar sensiz...
Ve yas tutarlar boş bir kabuk için...

Açılar içinde bakmaktan üçgen kesmiş bebekler,
Yaşlanır...yuvarlanır yeniden...
Ve kristal renkleri aşarsın
Gün gelir...

Gün gelir,
Gelecek bir gün kalmaz artık...
Einstein güler uzayın bir yerinden...
Çıkarıp atarsın saati kolundan,
Tutup boşluğa savurursun
Duvardakileri...
Zamanlara sinekler üşüşür...
Ve,seni anlamaları insanların
Beklenti senfonisine dönüşür...

"Zamansızlık" dersin
Zamanlarına sıkışıp kalmış
Doktor Jeykıl'lara...

Anlatırsın...
Kırıp da zincirleri uzaklardan seslenmenin
Hiç de kötü birşey olmadığını...
Anlamazlar ki...
Anlayanlar da olur...
Balları taşmış incirlerdir onlar...
Zevk verirler yaşamına...

Zaman yok ama...
Yine birgün gelir,
Yenir o güzelim incirler...
Ve kesilir sıcaklıkların serin gölgesi...
Ve dostum...Gün gelir,
Duyulur yalnızlığın kesilmeyen sesi...
Dal sandıkların kapanır birer birer...
Karanlıklarda kalır
İnsanlara düzgün çeyizler...

Tıkırtılar duyarsın...
Anahtar sesleri... Paslı
Yeni bir hoşgeldin gülü açar
Kaburgalarının arkasında...
Isınmaya başlar yosunların...
"Ce" dersin sokaklara...
A... aa... Herkes gülüyor...
Meraba... Meraba...
İşte bakın, neler dokudum
Halis Bursa ipeğinden...
İpekçi'yim ben....

Selamları var size
Üçüncü ve dördüncü boyutların...
Yorgun ve tozlu olabilirim...
İdare edin...
Ama üzerimdedir pırıltıları
Işık yıllarının...

Zamansızlığın yuvarlacık gizeminde
Gördüm asıl benliğimi...
Artık sonsuz bir yoldan buraya
Ve buradan sonsuz bir yola
Ben varım...
Ve etrafımda yolda rastladıklarım...

Diyebilirim ki;
"Siz anlaşmazlıklarınızı
yollarda bırakamadığınız için
anlaşamıyorsunuz benimle...
Birbirinizle..."

Size bir yol görünüyor desem,
Çıkmazsınız...
Ama bir yol var hepinize...
Yanıma gelmeniz için buradayım...
Lakin ne uzun yol...
Değil mi efendim?..

Siz yine küçük ve kısalıklarda eriyin
Büyütmek için boklarınızı...
İnanın tanıyorum çoklarınızı...
Yolculuktan tanışmıyoruz fakat...
Gitmeden önce...
Ve geldikten sonra gördüm...
Hala buradasınız...

Yalnızca işler yolunda...
Ve denk yaptığınız çocuklarınız...
Bir örnek gül sepeti yapmışsınız
Çocuklarınızı da...

Ne değişik renkler,
Ne başka kokular herbirinde...
Siz bilmezsiniz...
Arılar çiçek sever,
Bal yaparlar...
Ayılar yer yalnızca...
Bir de taş atarlar
Postu deldirene kadar...

Burada bir sır var...
Onu halledin bari...
Arılar mı,Ayılar mı,
Avcılar mı haklı?
Ve yaşam kimin için var?...

Kimi çok sever...
Kimi nefret eder...
Siz ne dersiniz?..
Dünyayı aşureye benzetsem!..
-"Yeni birşey söyle..."
-"Daha eskileri anlamadınız ki..."
-"Sen çok oluyorsun ama..."
Bakın şimdi,
Çokluk ve azlık...
Güzellik,delilik değişir bunlar...
Size göre çok olabilirim
Bana göre az...
Unutmayın;
Burası kutuplara göre yaz...

Numaralayıp resmimi...
Koyun arşivinize...
Ama tozlanmasın...
Arada bir bakın gözlerime...
Orada size açılan pencereler var...
Çözülmeyen sırlardan...
Spatyomun son kademesi...
Anılardan-yarınlardan...
Çoook geç olacak sizin için...
Ama ben gülerek;
"Hayret erken oldu" diyeceğim...
Bi yerlerden...

Gün gelecek anlayacaksınız,
Gidip-gidip geldiğimi
Nerelerden...

Sizin için yaptığım
Köprülerden de geçeceksiniz belki...
Bir yaşamlık emek...
Ve zamansızlık içinde...

İsterseniz "Köprüler Yaptırdım" türküsünü söyleyin...
Varsın olsun..
Siz geçin de,
Varın öteye...

Hele bir de bulursanız
Mor koridorumun ucunu...
O zaman paylaşmaya hazırım sizinle,
Herşeyi gören sihirli yatağımın
Sıcacık başucunu...

Ne güzel!..
Birlikte seyrederiz...
Geçmiş - gelecek...
Günleri - geceleri...
Düşünce hızında gider geliriz
Aşılmaz yolları...
Ben susarım... Siz söylersiniz,
Evrensel bir koro
Çınlatır gökyüzünü;
"Düşlerin filizlendiği özgürlüklerde
Açılırmış gerçeğin kolları..."

Burası hedeftir artık...
Yön de yoktur bu yüzden...
Ateşten bir top yapıp yakarız,
Önleri - arkaları...
Sağları - solları...

Top içinde tüfek olmaz...
Bırakıp da anlamsız yarışı
Kurarız caanım efendim,
Kurarız barışı.......

 

AYIN DUDAKLARI

Laciverte
Kirli-beyaz karışıyor
Uludağın bi yerinde...
Yavaşça sararıyor gecenin kirpikleri...
Çapaklı bi mayıs akşamında
Gümüş bir göz bebeği...
Birşeyin habercisi
Bu baykuş... Bu ay...
Şu kayan yıldız!..?..
Işıklar... Temenyeri...
Gecekondu mahalleleri
Birşeyler anlatıyor
Yarın için...

Ayın dudaklarını
Görünce anlayacağım
Gelenin ne olduğunu...
Dudakları...
Dağın ardında gizli...
Gözleri... Gülmeye meyilli diyeceğim
Ama...
Önceden biliyorum;
Ayın dudakları yok ki...
O yalnızca bir "göz bebeği"
Yüreğinde çözeceksin...

Ve hep önceden bileceksin...
Gelenin neler getirdiğini...
Fazla düşünme!..
Yükselen aya bak!..
Herkesin dudakları yok ki!..
Sen güleceksin.......

 

KORİDOR

Sen!..
Yüzü boyalı..
Yıldız beyazı...
Siyah... Mor...
Disko bakışlım...
Akşam çiçeğim...
Biliyormusun?..
Sıcaklıkların en vahşi kabilesinin
En gözüpek okçusu gibisin...
Büyülü bir ölüm dansında
Kalçaların...
Ve biri direğe bağlı...
Yüzünü seçemiyorum...
Ölecek mi?..
Suvariler gelecek mi?..
Bilmiyorum...
Tam-tamlar
Bunaltıyor geceyi...
Ve uzaklarda,
Ölgün bir kahve dumanına çöreklenmiş
Kovboylar var...
Duymuyorlar tamtamları...
Ya da,
Duyuyorlar - duymuyorlar...
Ve elleri bağlı direktekinin...
Hıçkırıyor...

Duyulmuyor...
Gözünden yeşil bir dünya damlıyor
Totemin dibine...
Yeşeriyor totem...
Parlıyor...
Yeşil bir ışık oluyor
Yemyeşil bir gecede...
Yüzü yıldız beyazı
Siyah ve mor boyalı
Dans ediyor durmadan...
Gözleri totemde,
Yeşilliğe aldırmadan...

Ve bir arpejin
Katarına takılıp
Gidiyor tamtamlar...
Susuyor gece...
Yemyeşil öylece...
Sen!..
Yüzü boyalı...
Hadi...
Dans etsene!..
Yok... Çıt... Yok...
Gece... Sen... Ve herşey
Öylece dondu...
Uzaklarda
Bir ateş çıtırtısı...
Cırcır böcekleri...
Hepsi o kadar...

Daha uzaklarda kovboylar
Kahve içiyorlar...
Direkteki yine ağlıyor...
Yine kararıyor gece...
Tamtamsız...
Ve yine komik totem...
Bitmiyor matem...
Ve nallar parçalıyor
Karanlık toprakları...
Gelenler,
Süvarilerin boş atları...

Ve mor bir koridor
belirdi
Yeşil direğin tepesinde...
İpleri gevşedi hıçkıranın...
İlk kez gülümsedi...
Terketti
Toprağı ayakları...
Ayakları...
Kirli ve çıplak...
Elleri...
kan oturmuş mos-mor...
Ve duman dumana
Göklere yöneldi
Koridor...
Danslar - tamtamlar - atlar
Aşağıdaydı...
Ve yukarıdaydı herşey...
Koridorun içinde,
Gecenin dışında herşey...
Bir yapraktı sanki güzün,
Peşinde mor bir gündüzün...
Atsız süvarilerle tanıştı
Bir-bir...
Ve tamtamcılarla,
Tamtamsız...
Duyulmayanlar...
Ve duymayanlarca
Bir yere varmayanlar
Hepiniz burdasınız...
Ve aşağıda kaldı
Çalgılarınız...Atlarınız...
Ve anlamayanlar...

Şimdi önümüz de
Mor bir koridor var...
Biz onun önündeyiz...
Nereye giderse,
Uçarak yürüyeceğiz...
Sevinçten uçarak...
Yeşil bir gecede
Mor bir koridordan
Bembeyaz bir evin
Önüne geleceğiz......

 

ZOOM

Tozlarınızı aldım,
Çok netsiniz bu akşam...

İşin komiği;
Farkında değilsiniz
Netliğinizin...

Ölü bir yıldız gibi
Işığınız geliyor hala...
Ve siz,
Sisli bir karanlıkta
Yokolmaktasınız...

Bütün kuralların dışında,
Netleştikçe yokoluyorsunuz..
Oysa görüntüler
Netleştikçe varolur...
Siz - yok...

Eğer zahiri görüntü
Değilseniz,
Aşkın henüz bulunamayan tarifi
Olabilirsiniz...

Kendinize iyi bakın...
Nesiniz?..

İçine girildikçe varolanlardan mı?..
Yokolanlardan mı?..
Biraz da bu demektir
Hamlet'in ünlü tiradı;
"Olmak ya da olmamak,
İşte bütün mesele..."
Benim için değil,
Kendiniz için önce...

 

LİDER

Sen
Şimdi çığların çok ötesindesin...
Başına düşecek beyazlar.
Çoook aşağılarda... Artık...
Girişinden korktuğun mağara
Nerelere vardı...
Bizler,
Çok dışında yürüyoruz
Senin zamanının...
Saçlarımız karlarda
Aşağı yarlarda...
Yolumuz, senin yanına dört koldan...
Beklemek zorunda değilsin lakin,
Sen kanatlarına bin,
Uç... Git...
Ama çığlığını esirgeme
Uğultulu tepelerimizden...
Hedeflerimizden...
Tabelaları ol
Varılacak noktanın...
Putlaştırmıyoruz kimseyi...
Hedef değilsin...
Ne ki, inancımız tam sana...
Hedefi gösterebilirsin...
Çevir parmağını gidilecek yöne
Korkmadan... Ve haykır!..
Geçti sağırlığımız
Ve masalcıların peşindeki ağırlığımız...
Karıştır sesini rüzgarlarımıza
Ve bizi seyret;
Sana herşeyi anlatacak adımlarımız...

 

DEEP

Sırtında ne yüklü?
Yakut ve safirin
Keskin çarkları mı dönüyor başında?..

Erimiş bir çöp torbasının
Siyah kokulu parçacıkları
Korkutuyor beni...

Sırtında ne yüklü?..
Söyle hadi...

Ben mi yüklüyorum
Olmadık bilgileri
Aslında şeffaf olan kırıklarına?..
Sen mi kırıksın?..
Ben mi kırıyorum?..

Saydamlığından mı
Görmüyorum onca sevgini?..
İki ucunu
Olmadık bir yerlerde
Birleştiriyorsam..
(Tanrım, ne hata!..)
o zaman beni affetme...
Toplama o günleri...
Bırak dağınık kalsın...

"Affetmem" demeye dilim varmıyor...
Dilim...
Dilim-dilim
Yiyorum sevgimizi...
Beni aç bırak...
Ama sen sunuyorsun bana
Suskun telefonlu şüphe gecelerini...

"Canım uykudan uyanmasın..."
İle,
"Yatağı boş mu acep?.."
Med - cezirinde
Bir su... Bir dip...
Bir su... Bir dip...
DEEP!..

 

RADYOAKTİF

Sana bir dünya yolladım
Yaldızlı bi bayram
Paketinde...
Aldın mı?..

Cırcır böcekleri
Harelenmiş atomlu bahçelerde...
Güz gelmiş...
Oda soğuk...
Duydun mu?..
Gördün mü?..
Üşüdün...
Mü?..

Geceyi ambalajlayıp
Yatağa yüklemiştim...
Telefon yırttı koliyi...
Uyandın mı?..
Gittin mi?..
Geldin mi?..
Seviştin mi?..
Düşlerde nikahsız kocanla...
Seviştin...
Mi?..
Çıkıpta
Karşı bulutların bi yerinden...

Çarşafın üstünde,
Grubun sol yanından
Uçaklar geçti bugün başımızdan...
Hep inen... Hep inen...
Gidenlerin sesleri
Çürük-çarık...
Ve biz iki sarmal,
Güneşin merkezine teğet...
Uçtuk...
Onlar inerken-binerken!..

Bi bekçi vardı... Kürt...
Bizi parka aldı...
Radyoaktif sonrası o plajda
Çay içtik...
Babandan konuştuk...
Olmayanlardan,
Olacaklardan...
Sonra,
Olmayacak bir yere bıraktım seni...
Bıraktın beni...
Tam derken "son!.."
Ambalajı yırttı telefon...
A.ıldı "Fragile" yazılı kapaklar...
Çok ince detaylar saçıldı
Yerlere...
Ve sevgi...
Ve hasret...
Ve şüphe...

Tulumbacılar
Söndürmeye uğraşmasınlar yangınları...
Gittiysen-gitmişsindir...
Geldiysen-gelmiş...
Sevdiysen-sevmiş...

Bir adam var,
Parke taşlı bir yokuşta...
Üstü başı kok kömürü,
Yanık karası
Küller ellerinde...
Ve bir duşun vanası
Lambanın direğinde...
Gecede ışık...
Huzmelerde soğuk duş...
Adam kaldı...
Kaldı...
Kaldır...
Kaldırımda...

İlk otobüslerin şoförleri uyuyor daha...
Kobaylar bildiri dağtıyor
"İşçi sınıfının zaferi" üstüne...
Güze karışmış bir fısıltı
Tüm paranoyak duygular...

Bir şeye "yok" demek için
Önceden bilmek gerek
"Var" olduğunu...
Demek ki Allah var...
Olmadığını sandığın
Herşey var aslında...
Yarın bi gün bulacağız...

Var demek için birşeye
Yokluğunu bilmeli önceden...
Demek ki varsın...
Ben de varım!..
Önceden de vardım...
Yürü!..
Ben vardım...
Sen yoldasın...
Evine dön!..
Uyu...
Kaza kurşunlu polisler geziyor
Sokaklarda...
Varsın... Artık...
Varsın yollar Yeşilköy akşamlarına...
Yokolma!..

 

SEVİNCE

Bir üflenti
Otu gibi
Dağılırsın
Boşluklara yıldız yıldız...
Mavi loşluklarında
Kızartılar belirir...
Ve beyaz bir horoz
Çatlatır geceyi...
Çatır çatır...
Çatır çatır
Kırarsın dallarını
Mutluluk ağacının...
Payına düşeni alırsın
Bir daha gülmeyecek dallardan...

 

F-34

Yağmayan ve yükselmeyen bir enerji var...
Metal dünya...
Işıklara sarılıp savrulmak...
Pollyanna yüzlü kızlar,
Alüminyum gitarında
Mark Knoppler'ın ...
Ve Ankara'nın ağır sultanları,
Erkekler...
"Sultans of swing..."
Rod Stewart öksürdü bi ara...
Ortadaydım duydum...
Yeşil, kırmızı,
Siyah ve mor
Düşünceler
Çiziliyor kıvrımlara...
Otuz dört-İstanbul...
Ne kadar uzaksın
Katranına Ankara'nın...
Ve ne kadar yakınsın
Hayat yürüyüşüne...
Okey!..
Yürüyelim...
Paramparça bir dünya
Dönsün...
Düşmeden başımıza...
Paramparça...
Ve aynadan...
Biz herşeyi görüyoruz...
Yani bakıyoruz kendimize...
Görecek, gelecek, gidecek yok...
Ama bi duyan bulunur?..

 

YES

Teybin kafası deymese banta
Duyar mısın bu ahenkli müziği?...
Laser olmasa, CD
isterse bin kez dönsün...
Boşa...
Kafa mısın? Bant mısın?
Disk misin? Işın mısın sen?
Şarkısız bir hayatta
Bensiz boşa dönmüş,
Isınmışsın sen...
Başkalarının saygısına
Gereksinmesi yok beraberliğimizin
Birbirimize saygı duyalım yeter
Mi...(Bir nota)
Başkalarına kıpışmasın gözleriniz...
Zarif hamleleriniz hep bana olsun
Hamfendi...
Bak!..
Bozuk bir musluk takıldı göğsüme
Aşktan yana...
Nerde kovan?
Doldur...
Yerlere saçma!..
Bu boyutta değilse
Tırnak uçların,
Her şey saçma...
Nereye gidiyorsunuz hamfendi?
Dur...
Kaçma!..
Gel lan bura!..
Sevgi dedik sana...
OHA!..
O hamfendi yaşıyor şimdi
Böyle (pata-küte) yaşanıveren
Bir aşkın anılar bahçesinde...
Adım kaldı mı atacak başıma
Güzel dudaklarında,
Bozuk Türkçesinde...
"Yes" de
Kuralım cumhuriyetimizi
Sınırlar arkasında
Sınırsızlıklar içinde
"Yes" de...
De... Be!..

 

B.İ.R

Işın güzlü bi ufaklık
Yürüyor
Elinde bayraklarla...
Ne kadar bayrak varsa kürede,
İşte o kadar...
ilerde...
Kumları abanoz bir çölde
Galonlarla benzin yakıyor Türkler...
Ve o; "Işın gözlü çocuk..."
Bayrakları dikiyor çöle
Bir - bir.......
Ejder dilleri gibi
Sarıyor direkleri alevler...
Yanıyor Filipinler...
Yanıyor Güney Afrika...
İran-Irak...
Amerika-Rusya...
İsli alevler sarıyor dünya çöllerini...
Derkeeen!..
Dünya, yeni bir titreşimle dönerken...
Ve de bayraklar isli alevlerle yanarken..
Yeni bir sancak şekilleniyor göklerde...
Geri dönmeye hazırlanan dostların yanında...
"BİR" yazıyor üstünde...
Morlarda uçan
Beyaz güvercinlerle...
Bir bayrak;
Mor, beyaz bi de pembe...
Sırlı sırmalardan işlemesi...
Bir eşittir BİRLEŞİK-İNSANLIK-REALİTESİ...

 

PARANOID

Bütün projektörlerin
Bana dönük olduğuna
İnanmıyorum...

Başkasına da bakıyorsun...
Işıkların
Benden başka yerlere de uçuşuyor
Gözlerinden...

Gizli bir kişinin
Düşleri dökülüyor
Sözlerinden...

Saklı-saklı
Bişeyler yapıyorsun
Benden bişeyler
Saklıyorsun...

Aramıza
Buzdan duvarlar örüyor
Görünmez birileri...

Kırıyor - örüyor...
Kırıyor - örüyor...

Ruhsatsız bir inşaat
Ve biz içinde...
Aç - mühürle...
Aç - mühürle... Aç ...
Kırmızı tuğlalar: Gülüşlerin
Kırmızı süngerden...
Elimde... Yumuşacık...
Ama tuğla...

Kendi balyozunla
Kendini kırıyorsun...
Aramıza birşeyler örüyorsun...
Saklı - saklı bişeyler
Yapıyorsun...
Benden bişeyler saklıyorsun...
Saklıyorsun!..
Saklıyor!..
Saklı...
Saksağanın kuyruğu
Yere değiyor yere...
Yere değiyor yere...
Yere... Yer...

 

SİNÜS (SİN)

Beni buraya kim getirdi?..
Neden?..
Olabilemem
Neden geldiğimi bilmeden...
Olmuşum, gelmişim...
Bırakın,
Ne olduğumu anlayayım...
Geçip - gitmeden...

Kim?..
Ve neden savaştığını
Bilmeyenlerle
Savaşmak zorunda bırakıyor
Beni...
Neden?..
Bilmek istiyorum
Kim için savaştığımı..

Kabul, kendim için...
Ama ne için?..
Uff!.. Antlatması çok zor..

Çok büyük bir sistem...
Herkesi düşünen bir patron...
Ve kademe kademe
İşçiler... Bizler...
Üretiyoruz...

Üretiyoruz...
Yine Bizler için...
Ama niçin?..
Anlatması zor...
Gözlerini kapat...
Ya da yıldızlara bak...
Biraz kafanı yor...
Göreceksin..
Benim gibi
Çözemeyeceksin...
Ve çözülemeyenlere karşı
Çözüleceksin...
Bu, kendini bulmak için
Sorular sormanın
İlk kapısıdır...
Gireceksin.......

 

TİTREŞİM

Durmuş saate
Çarptı telefon...
Saat çalıştı...
Anılar
Birazcık bugüne yaklaştı...
Sonra yine durdu saat...
Geçmiş yetişemeden
Bugün uzaklaştı...

 

ZEHİR

Yemin ederim...
Odada bir an
Herşey dondu...
Bi an boşaldı
Zemberek...
Hissetmediniz...
Sonra yine sıkıştı
Arasına dişlilerin...
Bükülerek...
Ben farkettim...

 

BAL GÖZLÜM

Gece...
Mavi satenler...
Gecede ürperti...
Satenlerde
Bir hışırtı...
Kıpırtı..
Uyutmuyor...
Avuç...
Avuçta bir cenin...
Kapılar-açılıyor ışıklar gökyüzünde...
Gece...
Gecede beklenti...
Yaklaşıyor sessizce...
Belki de,
Birazdan söylenecek son hece...
Depremlerle sisler
Ayrılığı selamlıyor
Herşey gizlice...
Sular...
Sularda bir yıldız sağnağı belirtisiz...
Yarın...
Yarında bir sınır kesintisiz...
Bütün sınırlar gibi
Dehşetli...
Esrarengiz...
Ve şarkılar...
Şarkılarda... Şarkılarda...
Sazlık - sarılık - sarılığın...
Ve ürperti...
sarmalıyor yalnızlık..
Yalnızlığın...
Gömmüşken sevgileri çağların mezarına
Kimin gölgesi bu?..
Uzaklaşan
Yarına...
Birşey oldu - olmadı...
Yaşanmadı belki de...
Yaşam...
Yaşamda uyku...
Düş...
Uykunun bir yerinde...
Yine de,
Bir görüntü var uykusuzluklarda...
Hayal - meyal...
Galiba... Galiba...
Acaba... Acaba...
Evet - evet,
İki paslı geçmişi !..
Gömdük biz dün sulara...
Şimdi bak yukarı !..
Paslanmış iki kapı...
Birleşiyor sessizce...
Birikecek gün be gün...
Işıltıyla... Delice...
Bal gözlüm!..
Bizim bu yapı...
Yıkarız... Yaparız...
Herşey elimizde...
Gönlümüzde...
Gönlümüzce.......

 

ÖZEL ULAK

Çin kuşları
Haber getiriyorlar
Taa uzaktan...
Keşke
Çin'de olsaydım...
da,
İki sokak öteden
Mektup alsaydım
Özel ulaktan...

 

VAROLUŞ

Orda birşey var!..
Belli belirsiz
Yanıp sönüyor...
Bazen de
Belli belirli!..

Orda birşey var!..
Korkak bir denizaltı...
Duyulmayan sesiyle
Sular altında...

Orda birşey var!..
Duruyor gibi...
Durmuyor ama...
Yavaşlasa da...

Renkleri değişiyor...
Hızlanıyor... Yavaşlıyor...
Herkes göremez...
Görünmüyor...
Ben görüyorum...
Orda... Ve gülümsüyor...
Orda birşey var gibi...
Gibi yok...
Var!..

Çalılığın ardında
Bir esinti...
Senden bir dudak...
Bir el... Bir kulak...
Konuşmak... Tutmak...
Ve duymak için...

Orda birşey var...
Biliyorum... Orda...
Ve ortaya çıkmıyor...
Niçin?..

Orda birşey var sa...
Evet var........sa...
O şeyi oraya yansıtan da
Ordadır...
Ben de burdayım...
Ortalık yerde...
Orda birşey var...
Nerde?....??..

 

"DİPNOT"

Bencileyin
Anlamsız konuşmalarına
Bir "dipnot" bile
Koymadan,
Üç vapur düdüğünün
Dumanlı arifesinde
(Bir de uzun etti dört...)
Zilleri şıkırdıyor
Ellibinlik banknotların...

Parlamış asfaltta
Bir hırıltı...
Sencileyin motor,
Bence,uzak...
Yavaş!..Gazı bırak!..
Parlamış dediysem
Yağmur yağmış,
Asfalt ıslak.......

 

PARADOKS

Her zaman varsın...
Mışsın... Caksın...
Bizimle...
Benimle...
Seninle ya da...
Hep varsın...
Birlikte öğrenmiştik ya,
Başlangıç ve son yok...
Tohumda ve kökte varsın...
Tam kurukafalar arınırken,
Öldürme
Sonsuz çocukluğumun
En güzel masallarını...
Uzaylıları..
Bilgelikleri belki...
Senin kırmızı soğanların vardır..
Acı-tatlı kıvrımların...
Kırmızı soğanları seviyorum ben...
Sarımsağı seviyorum...
Gözlerini...
Kaş'ı...
Yaşı...
Sen Alexandre seversin...
Sakın bensiz içme...
Yoksa karar veremezsin,
Sarımsaklar, soğanlarla
Gözlerin yaşararak beyazlanmanın
Nasıl bir duygu
Olduğuna...
Gizem yalnızca güzel bir kız adı olsun...
Bundan başka
Aramızdaki tüm gizemler
Sancı ve acı...
Hoş!..
Sen acılı Adana'da seversin...
Bütün bunlarda beni bul...
Ve bende kainatları...
Allahın ilk gülüşü
Dudaklarımda...
N'olur
Öldürme...
Birleştir benimkilerle...
Kara delikler çeker seni yoksa...
Ama bi yere varmaz...
Bizden başka kainat yok ki...
İstersen,
Git...
Ve yokluğunu gör...
Yokluklarda devinme çağın geçti küçüğüm...
Çünkü sen,
Her zaman varsın...
Mışsın...
Caksın...

 

YAŞAMIN BİR YERİNDE...

Alevleri gagalıyor kuşlar...
Ve bir cenin uyuyor perdelerde...
Islak bir kömür tanesi
Yatağın bir yerinde...
Nasıl derinde... Nasıl derinde...

Güneş arayıp bulmasa
Sabah loşluğumun penceresini
Ölüm var diyeceğim
Yaşamın bir yerinde...

 

MESİHİN GELİŞİ

Labirentlerin arkasında
İki kundak var...
Duvarlar duvağa doğru yıkılıyor...
Ve gülümsüyor çocuklar...
Piramidin ucundan
"Ra"ya doğru!.....

 

ÇINGIRAK

Çalsın bırak...
Uzaklarda birkaç çıngırak...
Ve kırmızı lambalı odanda
Yarını bilmeden baksın gözlerin...
Biraz ürkek...
Biraz mağrur..
Sorulu... Gururlu..
SUS - KUN
SUS!..
Ve çıngırakları dinle...
Çıngıraklı yılanları...
Uzaklarda birileri
Yılan oynatıyor...
Duyuyor musun?..
Ve insanlar korkak!..
Korkuyorlar yılanlardan...
Sen bile kıvrılıp gidiyorsun...
Gittiğini sanıyorsun...
Yokoluş ses veriyor
Yarınlardan...
Duyuyor musun?..

 

DİSNEYLAND...

Aşk,
Beyinle yüreği alır
İki uçan balon yapar...
Mickey - Mouse'lu...
Kötüsü,
İki ayrı bilinmeze götürür
İki balonu...
İyisi,
Bir eder ikisini...

En deli anların
Ateş çırağı olursun
Üstünde ateşten
Tulumu...

Şimdi sen,
Her şeyi bir ettin... De...
Beynimin bi parçası yerde...
Bıraktın onu boklu geçmişte...

Pııır...
Aklım düşleyebildiğim
En uzaklarda...
Pııır...
Bir beyin parçası
Kanadı kırık,
Pislik içinde...

Gel bi yol inelim
Bu azametli kanatlardan...
Herşeyi baştan konuşalım...

İlk tanıştığımız güne
Yeniden "sıfır" de...
Artı sonsuzlarda bir sıfır
Olsun o...

"İn"
Bulutların ötesi seçilmiyor

 

BOYUT FARKI

Bir an,
Bindiğin uçağı
Denizaltı gibi düşün...
Tut ki sen,
Göklerde değil
Sulardasın...
Bak, aşağılarda yosunlar...
Ve evler, midye gibi...
Ve bulutlar kirli sular...
Ve çook yukarılarda
Suyun üstü,
Karalar...
Tamam... İnanma!..
Ama şöyle bir düşün...
Ne çıkar?..
Varlığımızdan haberlimi
Suyun altında yaşayanlar...
Belkide,
Balıklar gibi başka sahillerden habersiz
İnsanlar... Kuşlar...
Niye insanlar gece uyur?..
Baykuşlar niçin gece görür?..
Ve yarasalar...
Bence,
Herşey-herşeyden habersiz
Birşeyler yapıyor...
Herşey... Ama herşey...
Hayvanlar... Ağaçlar...
Otlar... Pırasalar...

Düşünenler se
Düşünmeyenlerce
Yaşamıyor...

Bir anlasalar...
Ah!.. Bir anlasalar...
Bir Anlasa...
Bir anla...
Bir an...

 

TÖREN

Yukarıdan bakınca,
Karıncaların
Bir damla reçele üşüşmesi
Bizim cenaze törenlerimize benziyor...

Hep ölünce güzelleşir insan...
Bal olur - reçel olur...
Ve ölünce
Üşüşürler başına
İnsanın...
İyisi - kötüsü,
Senin diyebileceğin
Berrak birşey bırakmak istersin
Geriye...
Boyutları değişir...
Kaykılır...
Karıncalanır...

Oysa ölünce,
Tarih rüzgarlarına
Hep olduğu gibi dikilmeli
Heykeller...
İyi - kötü
Dost - şeytan
Olduğu gibi...

Kalmalı
Dünden bize,
Bizden yarına...
Olduğu gibi bırakmalıyız herşeyi...
Ölüm değil,
Yaşam güzelleştirmeli
Bizi...
Ve ölsek te,
Yaşamımız kalmalı
Olduğu gibi...

Ama olmuyor...
Yine güzellikler siliniyor...
Silintiler boyanıyor...
Her zaman olduğu gibi...
Bir buçuk beyinle...

 

ZİYARETÇİ

Ben,
Başka bir boyuttan
Konuk geldim
Buralara...

Bir yaprağın
Damarlarıydı
Dünyam...
Ve birbirine
İbrişimle bağlı
Dev zincir halkaları
Asılıydı başımızda...

Zincirler ve
İplikler arasında
Büyüyen
Bir sarmaşıktık biz...
Bir mezarlığın
Duvarında yaşadık
Yıllarca...
Ve ölüp... Mezarlıktan
Bir başka boyuta
Geldik...
Gideceğiz,
Konuk geldik...

Kırmızı mavi
Kavuniçi yeşil
Daha yeşil
Bulutlarınızla
Sirk çadırlarına benziyorsunuz
Kanımca...

Ben
Bu bayrağı taşıyamam...
Sirk çadırlarında
Yaşıyamam...

Konuk geldim,
Oradan...
Bir başka boyuttan!...

 

"1945"

Bir tepe...
Gözü dönük...
Meme...
Ya da rüzgar saçlı bir büyücü karı...
Tek bir göz...
Tepede...
Tepegöz...
Dönüyor dört...
Ötede,
Beyaz ciponları,
Kedi merdiveni rulolarıyla
Graponlu
Japon küçükleri var...
Mitralyozun yanındaki buğulu spottan
Cam kırıkları fırlıyor...
Yarılıyor çocukların ayakları...
Taze bir kan kokusu
Melon şapkalar dolusu...
Ve cam kırıkları
Dolduruyor yarıkları...
Uzak doğuya uçan bir halı...
Minicik bir "kaset çalar"
"Yürüyen adam..."
Japon malı...
Daha öteye
İki çizgi çekilmiş...
Paralel gibi...
Biraz
Çapraz...
Biri siyah...
Öteki beyaz...
Biri püskü...
Biri gıcır...
İki bilgisayar...
İki ayrı çizgi...
İki ayrı -kod- numarası...
(1945.............2945)
Birincisi
Varlığı yok ediyor,
İkincisi
Yokluğu........
Yokluğu getiriyor bugünlere...
Ve (var) ediyor...
Beyaz bi kağıt üzerinde...
Denize atın...
Atın konserveli ciğfeliğinizi...
Savaşacak birşey kalmadı...
Bakın...
Çıkarın miğferinizi...
Metronomun en üstüne çektim sarkacı...
Şimdi ninemin yağlı kalçaları gibi
Bıngıldak bir miskintiyle
Yürüyor zaman...
Ağır... Vıcık-vıcık...
Üstelik geriye...
Nereye?......

 

 

GÜNÜ BİRLİK

Kış gecesi...
Ev sıcak...
Ev karanlık değil,
Aydınlık...
Bu ev o ev değil artık...

İnsan kendine ne kadar uzakta olabilirse,
(Oluyor Bazen)
O kadar uzaktayım
Senden...
Boşuna konuşma...
Güzellikler olacak...
Oldu...
Çirkinlikler.....
olacak iş değil!..
Tam yedi sene,
Yedi asfalt döşenmiş
Bu tozlu cıvıltılara...
Yedi kat gökyüzünden indim
Günü birlik...
Birlikteyiz...
Şimdilik...
Birazdan sustururum seni...
Sustururum geçmişi,
Herşeyi...

Aşarım zamanları birdizi...
Belirsiz bir yamayla kapanır
Yüreğimin deliği...
Deliliği........

 

 

SİBERNETİK

Bilmezsiniz!..
Sabah ürpertisinde
Bir çiğ gibidir
Karımın güzelliği...

Ve ben,
Buharlaşıp
Bana karışması için
Doğuruyorum
Güneşi...

Pasaklı bekçiler
Toplasınlar gece yağmurlarını...
Senin düşeceğin rahim,
Yüreğim.......

 

SİRİUS

Kuşlar...
Gönlümün periskobunu
Hangi yıldıza
Götürüyorsunuz?..

 

KİM

Yazın ortasında
Bu karlı kayakları
Kim bıraktı
Odama?..

Bu o olmalı...
Kışın odamdaki
Kaloriferde
Mayosunu kurutan
Münasebetsiz...

 

ORADA OLACAĞIM...

Sonramı görüyorum...
Alaca - parlak
Güneş gibi bir
Işın var...

 

F - 34 (Version 2)

Kandırık yok...
Çekin yeşil ışıkları
Ayağımızın altından...
Kırmızı yandığını biliyoruz...

 

YİHHUU!..

Gidiyorum
Güneşe doğru...
Arkada bıraktım
Geceyi gece yi... yi... yi... huu!..

 

NEGATİF...

Negatif film gibi bir yerden geldim ben...
Sizin "ak" dedikleriniz bende karadır...
Karalar ak...
Benimle yaşamak yaradır
Bırak...

 

İKİLİ

Siyah bir piyano
Kahverengi bir gitara
Aşık olmuş...

 

OZA...

Sarman bir kedi vardı...
Penceremin önüne
Her sabah gelirdi,
Miyavlardı...
Bir sabah gelmeyiverdi...
Sütü öylece kesildi...
Kaldı...

 

BUKALEMUN

Yağmurda sırılsıklam...
Kar yağınca
Kardan adam...

 

KOLTUK

Orada...
Köşede...
Düşmüş...
Paramparça...
Gözleri..
Bende..
Seni...
Bekliyor...

 

İDEFİKS

Uzaydan mesaj aldım,
Yalnız değiliz...

 

BOYUT FARKI (II)

Gülümserim yalnızca...
Sen bunu anlamazsın...

 

TEL..

Bir cambaz
İpte değil,
Işıklarda oynuyor...
Unutmuş ayrılığı
Aşıklar da oynuyor...

 

THE SHOW MUST GO ON...

Yakış
Takış
Kaçış
Yapabilirsin
Bakışlarını...
Senin
Gözünde...

Ve açış
Sıkış
Alış
Senin elinde...
Alkış
Hep başkasında...
Başkalarında...

 

LET IT BE...

Ne derseniz deyin,
John benim en eski arkadaşımdır...
"Yesterday"
Daha dün gibi hatırlarım,
Ortaokul sıralarına beraber kazırdık
"All you need is love" diye...
Hiç unutmam,
Bir ara gönlünü kaptırmıştı "Micheall"e...
Sonra Yoko'yu sevdi...
Çok da uçarıydı hani...
Sevdi mi unuttu say...
"Hello-Good bye..."
Zor günlerimiz oldu John'la beraber...
Yardım istedik arkadaşlarımızdan...
"With a little help from my friends..."
Kimse gelmedi... Kimse sevmedi...
Aldırmadık... Hayat akıp gidiyordu
Çağlayanlarda
"Ob-la-di, Ob-la-da..."
Ne derseniz deyin...
Çocukluğumuz beraber geçti John'la...
Beraber sevdik...
Beraber büyüdük...
Hangisini anlatayım?..
İzin verin,
John'lu bir dünyada yaşadığım için
Bu kadarcık hava atayım......
"Let it be..."

 

ÇİĞDEM TALU VE ORTAĞI

Ağladık... Güldük...
Ölüyü örttük...
Büyük gürültülerle...

Sesi kaldı,
Sessiz kalmış evlerde...

Ölü yaşıyor,
Biz öldük...
Düşüncelerin inceldiği yerde...

 

HALAT

Bir halat var belimde...
Ucu kimbilir nerde...
Ve ben asırlardır peşinde...

Salıntılı ve rahat
Beni çekiyor halat...
Eski resimlerin
Kahve kızılı bahçelerinden geçiyorum...
Denizde yürüyorum sessizce...
Kayalar, camlar, buzlar aşıyorum...
Ayaklarım kesiliyor...
Donuyor...
Ve tepeler... Taş yığınları...
Ormanlar...
Zirveler...
Deniz...
Denizin dibi hatta...
Durmadan sürükleniyorum
Asırlık bir halatta.......

Sislerde bir kuş var gibi...
Bir martı...
Uzakta... Halatın ucunda...

O mu bana bağlı?...
Ben mi ona?..
Bilmiyoruz...
Yosunlu bir halatın iki ucunda,
İki yanıtsız soru gibi
İlerliyoruz...

Zaman kuşu o...
Bizi akrebine bağlamış,
Kendi de uçamıyor...
Ancak halatını koparıp,
Boşluğa dağılanlar onu aşıyor...
Ve tutsaklığı bitenler, ölseler de,
Zamanın kanatları ulaşamıyor!.......

Zaman kuşları da
Zamane insanı da
Özgür olmalı......

Yıkılınca saplantılar...
Kesilince elden ayaktan
Tutucu halatlar,
İnancımız kadar uzaktır
En inanılmaz diyar........

 

NOSTALJİ

İki küçük taş...
Kopuk bir bebek kolu...
İki asker ilerde
Nöbette...
İki küçük kurşun asker
Beklemekte...
Ve heryer
Her renkte
Misket dolu...
Birşeyler yanıyor
Çıtırtılı sobada...
Kestane... Mısır...
Ve sanki,
Bir bakışlık zamanda
O inanılmaz asır...
Uzaklardan sarıyor
Ninemin soluğu,
Masal dolu...
Oysa gerçek yaşadığım...
Güldüğüm, ağladığım,
Sevdiğim, yürüdüğüm...
Hepsi gerçek bunların
Hepsini yaşadım...
Ninem,
Neden fısıldıyor soluğun?...
Sen mi aştın zamanları?...
Ben mi geriye doğruyum?...
Ninem sesleniyor
Masal dolu...
Ve ben yürüyorum...
Yürüyorum
Masallara doğru...
Önümde beyazlık,
Ardımda çocukluğumun yolu........

 

GECE ÇİÇEKLERİ

Gece çiçekleri
Daha güzeldir...
Gündüzü göremezler...
Uçuk kırmızı... Mor...
Ya da gece mavisi...
Gözleri gecelerden
Seçemez başka rengi...

Güzellikten
Başka amacı yoktur
Çiçeklerin...
Ve yalnızken güzeldir
Çiçekler,
Geceleyin...

Bütün güzellikleri
Doldurdum yüreğime...
Gündüz kimse göremez...
Ben gece çiçeğiyim...

 

RADİKAL

Mavi bir gece
Karlar üstünde...
Beyazlar serpiştiriyor rüzgar
Yürüdükçe...

Uzaklarda donuk birkaç ışık...
Karların kıtırtısı, bir ıslık...
Ve köpekler uluyor daha uzaklarda
Sessizce...

Mavi bir gece
Beyazlar içinde...
Ve bir dünyaki,
Yeşile hasret
Delice.......
Delice...

 

DERİN UYKU

Keşif gemisi,
Sularda yayvan etekleriyle
Büyük anne gibi
Sallanarak ilerliyordu...
Pusulası... Radarı... Dümeni...
Savaş aranıyor..
Ve pervanesi,
Yeni ateşlere doğru dönüyordu...
Ve birileri
Gemiyi gözlüyordu
Batırmak için...
Ve gemi aranıyor,
Düşürmek için...
Askerler... Askerler...
Öldürülmek...
Öldürmek için......
Kabarmış bir hindi gibi insanlık...
Kendi gibi karanlık bir gecede...
Gürültüden başka birşey
Yapamıyor artık...
Susanlar ölüyor,
Ölenler-konuşuyor,
"Susun da uyuyalım
Artık...
"

 

ESKİ "BİZ"

Gün gelecek...
Seninle ada yaylılarına
Bineceğiz...
Mıstık'tan aldığımız
Köfte ekmekleri kemirip,
Özdemir Asaf'ın
Meyhanesinin önünden geçip gideceğiz...
Yeşilköy - Tarabya - Bebek...
Gün gelecek...

Ömür tepenin
Tırtıl masalarında
Evlerimizi arayacağız...
Beykoz'da bir köprü-altı...
-Anlattığım köprü de
Bu köprü aslında... Ama
Kimseye söyleme...-
Anadolu kavağında
Bir balıkçı..
Yağlı lambalar
Yanıp sönecek...
Günü gelecek...
Yeniden çıkacağız
Çiçek tozlu tepelere...
Gün gelecek...
Ankara'ya bile gideceğiz...

Yine geleceğim
O pembe evin önüne...
(Sonra "Elma" oldu...
Şimdi var mı - yok mu bilmiyorum...)
"Apple" diskoya gideceğiz...
Sonra Eymir...
Gölbaşı...
Taşı gönlüm taşı...
Çiçekler taşıyacağız
Olmayan evlere...
Sonra, hooop Kilyos...
Rüzgar... Deniz...
Çakıl taşı...

Gün gelecek
"Saçların Sarmaşıklar"'daki
Bahçeye gideceğiz...
sensizlik ve gece olmayacak...
"Sen"li olacağım...
"Sevecen"li...
"İşte hayat" diyeceğim...
İşte bahçe.......
Hiçbirşey sensiz yaşamıyor...
"Sensiz yaşanmıyor..."
"Konuşamıyorum"
Diye fısıldaşan kuşlar
Bir bir susacaklar...
Artık "Sen bilirsin" de
Demeyeceğim...
"Kolların tahta perde..."
Kollarından tutup seni,
Sürükleyeceğim...
Ve kimse
"Son selam"lara durmayacak
Çünkü;
Günü gelmiş olacak...
Heryerde
Bir dinginlik...
Geceler - gündüzler - kainat
"Terazi"de...

Akordeonlu şenlik çocukları gibi geçeceğim
"Köprü"den öteye...
("Köprü" dediysem,
Beykoz'daki köprü...
Ama kimseye söyleme...)
Zaten kimseye söyleyemezsin...
Gün gelecek...
Herkes gelecek...
Herşey olacak...
Biz olmayacağız...

 

BELL...

Buz çiçeklerin dökülüyor...
Ve ben,
Bir tohum gibi kapanmış
Meyvanı bekliyorum...
Senin meyvanı sana saklayacağım...
Senin için...
Ve sen.
Bir ısırıkta
Dünyanın en sıcak...
Ve en erişilmez
Yanardağı olacaksın!!...

 

KAVŞAK

Bütün
Kavşaklar kararsızdır...
Kararını
Adımın açıklar
Yollara...

Ve bütün
Kararlar zararsızdır...
Zararını
Korkular serpiştirir
Yollara...

Ve bütün korkular
Yararsızdır...
Korkuların,
Korkular yaratır
Boşuna...

 

SAĞNAK SONRASI...

Silkiniyor mavi-siyah
Şimşekli bulutlar...
Bu akşam deli-fişek
Kumkumalı bir yağmur var...

Yıkanıyor sokaklar...
Kaçışıyor günahlar...
Birazdan bütün şehri
Bir sessizliktir... Kaplar...

 

KOÇ BURCU

Müziğim
Geleceğe ilerleyen
Alınmaz... Yıkılmaz
Bir kaledir...

Müziğim
Deli kısrak atında
Yenilmez
Şövalyedir.....

 

HOŞGELDİNİZ

Bir sarkaç bağlanmış
Ters dönük kayak ayakkabısına...
Cin şişesi yerde...
Tonik köpürtülerini
Kedi gözü bakışlı fareler kemiriyor...

Kar...
Karda kömür...
Karda havuç..
Gazete parçası,
"Günaydın.."

Koltukta bir not,
Kulak çınlaması
Uzaklığından..

Devrik sandalyeler...
Paslı saçaklar...
Gri uğultular...
Islak...
Beklentisiz...
Gitmişsiniz...

"Gitmişsiniz..."
"Gittik..."
"Sizin tahta bir atınız vardı...

Beyaz... Sallantılı..."
"Tahta kılıç parlıyor...
At kanatlandı..."
"Gitti..."
"Gittik..."
"Hoşgeldiniz!.."

 

MEGAFON

Kocaman postallar...
Ve dönen dişli çarklar
Duvara doğru
Gidiyorlar...
Ve altınlar dökülüyor
Küplerden - Çuvallardan,
Duvara doğru gidiyor...
Bütün pershingler,
Cruise'lar
Duvara yönelmiş...
Birileri ilerliyor
Ve birinin elinde megafon,
Yankılanıyor
Duvarlardan;
"Hey dışardakiler...
Sarıldınız...
Çıkın içeri....
Biz dışarı gireceğiz..."

 

BU YAĞMUR

Gökyüzünün denizi
Yerlere dökülüyor...
Yıldızlar damla damla
Göklerden sökülüyor...

Ve bir toprak kokusu
Sırları aydınlatan...
En kuru yürekleri,
Düşündüren... Islatan...

Şimşeklere karışır
Beni görün der gibi...
İplik iplik uzanır
Göğe merdiven gibi...

Kavrulsa ayrılıktan
Dünyanın dört bir yanı
Bu yağmur hasretlerde
Islak eldiven gibi...

 

P.S

Sana,
Olmayacak birşey göndereceğim,
Şaşıracaksın...
Geçmişi saklayıp
Geleceğin zarfına
Olmayacak birşey göndereceğim,
Ağlayacaksın...
Olmayacak şeyler
Söyleyecek satırlar,
Anlayacaksın...

Dalmışken
Geçmişin rehavet bulutuna,
Kapın çalacak ansız...
Postacı sanacaksın...
Açıpta gönlünün tüm kapılarını
Bakacaksın...
Olmayacak birşey!...
Şaşıracaksın...

 

MEZARLIK

Bugün
Seni gördüm...
Herşey değişiyor...
Sen niçin?..
Neden değişmiyorsun?..
Ya da ben göremiyorum değiştiğini...
Neden?..
Evlenmişsin...
Çocuğun olmuş - olmamış...
(O ayrı konu...)
Neden
Donuk bir çağrı gibisin?..
Yıllar ötesinden...
sanki hiç yaşamamışım...
Üç yüz atlmışbeş çarpı
Bilmem kaç günü...
sen olmadan......
Şimdi ellerim cebimde
Titriyor...
Hala sapla - saman
Birbirine karışıyor
İlk günkü gibi...
Ben dündeyim...
Bana kızma...
N'olur kızma
Nasıl davranayım
Bugünkü gibi?..
Sana yaşadıklarımı,
Dertlerimi, sevinçlerimi
Anlatmak istiyorum...
Ve inan,
Hiçbirşey beklemiyorum...
Sadece dinle...
Dinle...
"Bu kötü" de...
"Bu güzel..."
Ne güzel......

 

ETC.

Yağmurun şaşkın akışı
Zamanlarda...
Ve zamanın bakışı insanlara...
İnsanın yokoluşu
Aşklarda...
Ve aşkın karışması yalnızlığa...
Varoluşu... ETC,
Sonra,
Yalnızlığım,
Bir başka yalnızlığın
Avına çıkar...
Yok eder kendini,
Bir başka yağmur duasında...
Varolmak için...

 

KOZA

Bir yağlı kara indi
Ateş böceklerine...
Kızartı cabası...
Bir de,
Dumanlı cıvıltı var...
Konuş...
Masan da olur...
Herşey olur...
Böyle yüksekliğe dalınca
karıncalar...
Konuşma...
Dokun... Dokum...
Örülmüş bir anlam
İçindeyim... De!..

 

KÜLTÜR ŞOKU

Ben,
Çocuklaşabilirim...
Küçülebilirim
Büyüyerek...
Kızabilirim...
Ama unutma,
Bilirim...
Bizi...
Bizim dışımızda,
"Ben bilirim sizi..."
Diyebileceğim bi dünya bilmiyorum...
Bilmek
Kültür şokum olur...

 

DÜŞ

Elektrikli grapon kağıtları,
Yana yatmış piramitler
Ve zeplin desenleriyle
Karadan-karaya sallanıyorlardı...
Sislerde bir ejder başı...
Yosun kokulu bir zırh...
Arkası parçalanmış...
Ve dalak...
Ve mide...
Ve billurlar sarkıyor kıçından...
Ve bir noel ağacı, parlak yeşil süsleri ile...
Ve computer gözlü iki çocuk
Babalarını bekliyor
Tekmil ipekten elbiseleriyle...
Gece... Yılbaşı...
Bir anne...
Bir kedi...
Bir de babaanne,
Yatalak...
Ve zırh yerde yatıyor
Kıçından billurlar sarkarak...
Kutup bölgelerine yağmurlar düştü belki...
Belki de güneş,
Kirli bir kan damlası gibi sularda artık...
Ama saat hala Oniki...
Dünya yeni yıla girememekte...
Ve iki küçük kız çocuğu...
Tekmil ipek elbiseleri...
(Ki sararmış artık...)
Çağlar öncesi savaşa giden
Babalar beklenmekte...
Belki güneş gerçekten düştü...
Belki de herşey düştü...

 

 

KATASTROF SONRASI

Başımdan benekli bir kuş geçiyor...
Benekleri düşmüş hala uçuyor...